VIII. Uluslararası Ahilik Sempozyumu, 26 Eylül 2025 Cuma günü yapılan açılış konuşmalarıyla başladı. Bu konuşmalarda, Ahilik geleneğinin temelini oluşturan kardeşlik, dayanışma ve dürüst ticaret gibi evrensel değerlere dikkat çekilerek, ekonomik ilişkilerde sadece kazancın değil, güven ve adaletin de merkeze alınması gerektiğinin altı çizildi.
Açılış konuşmalarının ardından “Fütüvvet, Ahilik ve İlk Osmanlılar” başlıklı ilk oturum gerçekleştirildi. Oturumun moderatörlüğünü Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanı Dr. Coşkun Yılmaz üstlenirken, Osmanlı tarihçiliğinin duayen isimlerinden Prof. Dr. Feridun Emecen ve Prof. Dr. İlhan Şahin değerli sunumlarını yaptılar.
Moderatör Dr. Coşkun Yılmaz
Panelin moderatörlüğünü üstlenen Dr. Coşkun Yılmaz, selamlama konuşmasında hayatın bir “kemal mücadelesi” olduğunu ve bu yolculukta sevgi ve muhabbetin esas olduğunu belirtmiştir. Gençlere seslenerek önemli bir noktaya dikkat çekmiştir: “Kahramanlarını hatırlamayan, tanımayan milletler kahramanlarını yetiştiremez”. Kendi kahramanlarımız olan Ahi Evran, Battal Gazi ve Hacı Bektaş Veli yerine Superman ve Robin Hood gibi yabancı kahramanların örnek alındığını eleştirmiştir. Ayrıca sempozyum gibi etkinliklerde üretilen ilmi birikimin mutlaka sahaya, yani günlük hayata ve uygulamaya yansıtılması gerektiğini vurgulamıştır. Yılmaz, konuşmasının ilerleyen bölümlerinde başkanı olduğu Türkiye Yazma Eserler Kurumu’nu (TÜYEK) tanıtarak kurumun dünyanın en büyük yazma eser arşivi olduğunu ve 455.000 eserin dijital olarak erişime açık olduğunu da belirtmiştir.
Prof. Dr. İlhan Şahin
Prof. Dr. İlhan Şahin, Ahiliğin kökenleri üzerine kapsamlı bir konuşma yapmıştır. Ahiliğin Anadolu’da ortaya çıkmış olsa da köklerinin İslam öncesi ve erken İslam dönemindeki “Karmat”, “Ayyar” gibi mesleksiz grupları bir meslek sahibi yapmak amacıyla ortaya çıkan oluşumlara dayandığını açıklamıştır. Fütüvvet teşkilatının ise Abbasî Halifesi Nasır li-Dinillah tarafından gençleri ve işçi kitlelerini disiplin altına almak için resmi bir kurum haline getirildiğini belirtmiştir.
Şahin, konuşmasının en önemli kısmında “Ahi” kelimesinin kökenlerinin aynı zamanda Orta Asya Türk kültüründe de aranması gerektiğini savunmuştur. Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügatit Türk‘ü ve Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig‘i gibi temel Türkçe eserlerde “akı” kelimesinin “cömert, eli açık” anlamlarında geçtiğini delilleriyle ortaya koymuştur. Kutadgu Bilig‘e göre “akı” veya “ahi”; bilgili, temiz kalpli, takvalı ve iyi bir ada sahip kişidir. Dolayısıyla Ahilik, İslami prensiplerle kadim Türk kültür ve uygarlık değerlerinin birleştiği bir kurumdur. Ahi Evran’ın da Anadolu’ya bu birikimle geldiğini ifade etmiştir. Şahin’e göre Ahilik teşkilatının iki temel özelliği dayanışma ve misafirperverliktir. Ayrıca Ahilerin, aynı meslekten esnafı aynı çarşıda toplayarak (kümelenme) bir otokontrol sistemi kurduğunu ve ortak bir pazar dili oluşturarak Türkçenin yayılmasına hizmet ettiğini de eklemiştir.
Prof. Dr. Feridun Emecen
Prof. Dr. Feridun Emecen, Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ve Ahilik ile ilişkisi üzerine odaklanmıştır. Kuruluş dönemine ait kaynakların yetersizliği nedeniyle bu dönemi araştırmanın zorluklarına dikkat çekmiş, ilk Osmanlı tarihçilerinin olayları gazilik ve hanedan meşruiyeti gibi ideolojik bir çerçevede anlattığını belirtmiştir.
Emecen, kendi tezini şu şekilde sunmuştur: İlk Osmanlılar, göçebe bir aşiret yapılanmasından çok, “nöker” (silah arkadaşı) sistemine dayalı askeri bir teşkilatlanmaya sahipti. Bu askeri yapının yerleşik hayata geçmesiyle sosyal ve ekonomik unsurlar ortaya çıkmış ve bu noktada Ahilik devreye girmiştir. Emecen’e göre, Osmanlı’nın kuruluşunda savaşçı kimliği (gazilik) ile Ahilik iç içe geçmişti ve bunları birbirinden ayırmak doğru değildi. Bu tezini desteklemek için Aşıkpaşazade gibi tarihçilerin “Gâziyân-ı Rum” (Anadolu Gazileri) ve “Ahiyân-ı Rum” (Anadolu Ahileri) gibi grupları birlikte zikretmesini örnek göstermiştir.
Konuşmasının sonunda Alman şarkiyatçı Friedrich Giese’nin 1924 tarihli makalesine atıfta bulunarak şu önemli tespiti aktarmıştır: “Osmanlı Devleti’nin temelini 400 çadırıyla attığı yönündeki yanlış fikirlerden artık vazgeçmemiz gerekir. Bu devlet, aşiretin ve ahiler gibi homojen yerli Türk unsurların kaynaşmasıyla kurulmuştur.”

