Niçin oruç tutuyoruz? Niçin aç kalıyoruz? Bunun kime ne faydası var? Bu soruları kendimize defalarca sormuşuzdur. Aynı soruyu diğer ibadetler için de sorduğumuz zamanlar olmuştur. Bireyin tuttuğu orucun, kıldığı namazın amacı ne olabilir? Allah’ın bunlara ihtiyacı var mıdır? Oysa hepimiz biliyoruz ki Allah hiçbir şeye muhtaç değildir; O, biricik ve her şeye gücü yeten mutlak kudret sahibidir. Peki, kendi acizliğimizi sorguluyor muyuz? Bir şeylere muhtaç olanın insan olduğunu kendimize hatırlatıyor muyuz? Çoğu kez hayır. İnsan, dünya hayatında başıboş bırakılmış bir varlık değil; bilakis sorumluluk sahibi bir varlıktır. Ayrıca ibadetlere ihtiyacı olan da insandır.
İbadetler insana sorumlu bir varlık olmasının yanı sıra, kime karşı sorumlu olduğunu da hatırlatır. İnsan neye, niçin inandığının, kime kulluk ettiğinin bilincinde olmalıdır. Eğer insan bunu unutursa, dünyaya bağımlı hale gelir. Çünkü insan Allah’ı unuttuğu anda, O’nun dışındaki çoğu şeye gereğinden fazla anlam yükleyerek ilahlaştırma yanılgısına düşer. Kimi zaman paranın, kimi zaman eşyanın, kimi zaman da makamın ya da başka insanların esiri olur. Fani olan her şey aynı zamanda aldatır ve yanıltır. Zira haddini ve sınırını aşan her türlü duygu ve fiil insan için tehlikelidir. Bu yüzden insan, dünya hayatında neye anlam yüklediğine ve zamanını nelere harcadığına dikkat etmelidir.

İbadetler tam da bu noktada insana şu hakikati hatırlatır: İnsan yalnızca Allah’a kulluk eder; kulluk edilmeye layık olan yalnızca O’dur. Eğer O’nu unutursak, unutmamıza sebep olan her şey bizleri esir alır. Bilakis insan, Allah’ı sevmeyi veya sevmemeyi, O’na kulluk edip etmemeyi seçebilecek kabiliyete sahip bir varlıktır. Bu seçme özgürlüğü de irademiz sayesinde mümkündür. Oruç ibadeti de tam bu noktada bizleri eğitmektedir.
Ramazan ayında tutulan otuz günlük oruç, yalnızca bedeni terbiye eden bir süreç değil; insanın iradesini, ruhunu ve kalbini eğiten, olgunlaştıran ve dönüştüren bir ibadettir. Oruç, insanın en temel ihtiyaçlarından biri olan yeme ve içmeye bilinçli bir şekilde geçici sınır koymayı gerektirir.
Her ne kadar orucun en yaygın bilinen amacı aç kalanların halinden anlayarak empati kurmamızı sağlamak olsa da, bu ibadete yalnızca bu anlamı yüklemek eksik kalacaktır. Ramazan ayını ve orucu manevi bir diyet süreci olarak düşünebiliriz. Bu süreçte kişi bedenen aç kalırken; iç dünyasını ve zihnini iyilik ve güzelliklerle doyurmalıdır.

Oruç, kişinin bilinçli olarak bazı istek ve davranışlarına sınır koymayı gerektirdiği için öz denetimi güçlendiren bir ibadettir. Öz denetim; “bireyin kendi davranışlarına hükmedebilmesi, dürtülerini yönetebilmesi ve gerektiğinde kendisine “dur” diyebilme yetisi” olarak tanımlanmaktadır. İnsan beyninin işleyişinde dürtüler ve bunları denetleyen irade mekanizmaları mevcuttur. İnsan çoğu zaman kendi hazlarının peşinden giden bir varlıktır. Aynı zamanda bunları kontrol edip sınırlayan irade yetisine de sahiptir. Bu özellik insanı insan yapan en temel özelliktir. Bu iki unsur arasında oluşabilecek dengesizlik kişinin öz denetimini kaybetmesine sebep olabilir. Tam da bu noktada oruç, insana irade-haz dengesini kurmayı öğreten ilahi bir emir niteliği taşımaktadır. Somut bir yasak üzerinden kişi ertelemeyi, vazgeçmeyi ve sınır koymayı öğrenir. İnsan dürtülerini, haz ve isteklerini bilinçli olarak sınırladıkça zihni de tekrar eden bu davranışlara uyum sağlar. Midenin aç kaldığı bu süreçte insan kendisini kötü davranışlardan alıkoyarak orucun kendisini doyurmuş olur aslında. Yalandan, kırıcı sözlerden, kötülükten ve ötekine dair olumsuz her türlü söz ve fiilden uzak durmaya çalışır.
Ramazan ayı, bireyin ahlaki yenilenme sürecidir. Bu süreç bireyin karakterin inşasına ve kendini değerlendirmesine fırsat tanır. İnsan, bir aylık sürecin sonunda şunu fark eder: Eğer bilinçli şekilde en temel ihtiyaçlar ertelenebiliyorsa; yalandan, kötülükten, iftiradan, kırıcı sözlerden vb. uzak durabilmek amaçlanıyorsa, bu olumlu davranışlar hayatın diğer zamanlarında da sürdürülebilir. Böylece oruç, bireysel yenilenmeyle birlikte bireysel dönüşümü de beraberinde getirir. Bireysel dönüşümler ise toplumsal dönüşümlere zemin hazırlar. Her birey isteklerine sınır koyabilmeyi öğrendikçe daha yaşanabilir bir toplum oluşur. Ramazan ayı bizler için geçen on bir ayın muhasebesini yapma; gelecek on bir ay için de bir yön belirleme fırsatıdır.
*Seçil Aşcı | Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Din Felsefesi Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Öğrencisi, Erzincan
