HAMLIKTAN KEMÂLE UZANAN BİR METAFOR

Eser: Ahşap Yakma Sanatı | Sanatçı: Gülsemin Kütük

Ahşap yakma sanatını, tasavvufi düşüncedeki izdüşümleri üzerinden metaforik bir anlatımla ele almak, bu sanatın taşıdığı mânâyı görünür kılacaktır. Tasavvufta “yanma”nın derin bir anlamı bulunur. Seyr ü sülük sürecine giren sâlik, ıstıraplı ve hüzün dolu insân-ı kâmil olma yolunun yolcusudur. O, hüznünün yönünü dünyevîden uhrevîye çevirme gayreti sergilerken türlü belâ ve musibete maruz kalır ve selâmeti terk etmeye gönülden razı olur. Yolcu, bu yolun başında hissettiği cehennem, ahiret ve akıbet korkusunun hüznünü, yolun sonuna vardığında sevdiğine kavuşamamanın hüznüne çevirir. Muhabbetinin derinliği, ıstıraplı ve hüzün dolu vuslat ve şevk ateşini yakar, kalbindeki ateşin yanında cehennemin ateşi bile soğuk kalır. İnsân-ı kâmil olma sürecinin en güzel tasvirlerinden biri şüphesiz Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî’nin (v. 672/1273) “Hamdım, piştim, yandım” sözüyle ifade edilir.

Ahşap yakma sanatı, yalnızca bir el sanatı değil; insanın kemâle yürüyüşünün safhaları olarak anlamlandırıldığında, ahşap dile gelir, ateşin her izi sâlikin gönlünde taşıdığı hüznü, sabrı ve vuslat özlemini anlatan sessiz bir sembole dönüşür. Sanatın objesi olan tahta, ilk etapta ham bir ağaç parçasıdır. Tıpkı sâlikin; nefsini terbiye ederken öfkesini, kibrini en önemlisi de benliğini törpülemesi gibi sanatkâr ahşaptaki pürüzleri ve sertlikleri yok etmek adına öncelikle onu zımparalar. İşleme başlayan sanatkâr ateşi fazla tuttuğunda ahşap yanar ve delinir. Az tuttuğunda ise işlenmek istenen iz, belirginliğini yitirir. Bu; mânevî yolculuktaki sabrın, dikkatin ve ölçünün imtihanı olup sâlikin Hakk yolunda ifrat ve tefrite düşmeden, hikmetin ölçüsüyle gönlü olgunlaştırmasına benzetilir. Hakikî yanış, yok eden değil; inşa eden bir yanıştır. Ucu ateşli kalemi eline alan sanatkâr, ahşabın üzerine âyetleri ve Esmâ-i Hüsnâ’yı işlerken ham olan odun parçası müşerref olur; tıpkı kalbine ilâhî kelâmı nakşeden sâlik gibi değer kazanır. Sanatkâr, sanatı güzelleştirmek adına desen ve çiçeklerle süslediği eserde yine ölçüye dikkat eder. Süslemelerin yazının önüne geçmemesine özen gösteren sanatkâr için onlar hakikatin hizmetkârıdır. Çünkü süslemeler yazıyı gölgelemek için değil onu daha güzel yansıtmak adına esere ilave edilir. Tıpkı tasavvufta insanın edebi, zarafeti ve estetiği, Hakk’ın zikrini gölgelemek için değil, daha güzeli yansıtmak adına kıymetlidir. Tasavvufun kâmil insan modelindeki tüm vasıflarının ancak ihlâs ile daimî ve kalıcı olması gibi sanatkâr tarafından eseri dış etkilere karşı korumak, dayanıklılık ve kalıcılık kazandırmak adına son aşamada vernik sürülür.

Ahşap yakma sanatını, insanın mânevî yolculuğunun sessiz bir ifadesi olarak tanımlarsak; ham gelen insan, hüzünle zımparalanır, işlenir ve ateşle imtihan edilir diyebiliriz. Bu minvalde ilâhî isimlerle anlam bulur, edep ve güzellikle süslenir. Nihayetinde esfel-i sâfilînden a’lâ-yı illiyyîne çıkan insan gibi, duvarlara ve en yükseğe asılan bir levha halini alır. Artık görünen sadece ham bir tahta değil ateşle olgunlaşan bir hakikat ve onu işleyenin izidir.

Gülsemin Kütük

Scroll to Top