Karagöz’ün İbret Perdesi

İnsanoğlu yani; o latif ruh, maddeyle imtihan edilmek muradıyla zâhiri uzun, hakikati kısa bir sefere çıkarılır. Bu sefer esnasında, yol üzerindeki menzilleri, vuslatın ta kendisi zannedip maddenin cazibesine kapılarak orada oyalanır durur. Halbuki bu menziller, Karagöz’ün o hayal perdesinden başka bir şey değildir. Lakin bu fani alemde bir yolcu olduğunu idrak eden "erler", perdenin ardındaki hakikati, şairin diliyle şöyle müşahede ederler:

karagoz_hacivat

Eğerçi sûr-gehte sûretâ bâzîçedir ammâ
Hayâl-i zıl hakāyık-bîne a’lâ cây-i ibrettir.[1]

(Karagöz Gazeli, Es’ad Efendi)

Yani der ki şair:

“Düğünler, şölenler görünüşte her ne kadar bir oyun ve eğlence yeri olsa da,
Oradaki Karagöz oyunu dahi, hakikati idrak eden için ne yüce bir ibret yeridir.”

Şair bizlere şunu fısıldar: Hakikat ehli için en şaşaalı düğünler ve en coşkun şölenler dahi bir ibret aynasıdır. Bir Karagöz oyununun göz alıcı cazibesi, zâhiren bakanı ne kadar eğlendirip coştursa da hakikat nazarıyla bakanları derin bir ürpertiyle baş başa bırakır. Zira bu oyun, arif olana kendi özünü, faniliğini ve Allah Teâlâ’nın mutlak yegâneliğini hatırlatan bir sırdır. Perdedeki her şey onun varlığının bir gölgesidir; onun haricindeki her şey, bir akisten ibarettir. O, nurunu (ışığını) çektiği vakit (kıyamet vakti), bütün gölgeler silinecek, suretler kaybolacak ve hakikat bütün çıplaklığıyla aşikâr olacaktır. İşte o gün, insanoğlunun seferi de nihayete ermiştir.

Perdenin bu sırrı, ilahi kelâmın da bir tecellisidir. Bu beyit, “Yeryüzündekilerin hepsi fânidir. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.” (Rahmân, 26-27) ve “Bu dünya hayatı bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Asıl hayat ise şüphesiz ahiret yurdudur. Keşke bilselerdi!” (Ankebût, 4) ayet-i kerîmelerinin manasını terennüm eden bir hikmet pınarı gibidir. Bu, ibretle bakmayı bilenlerin zamana ve mekana sığmaksızın Hakk’ı her daim müşahede ettiklerinin örneklerindendir.

Close-up of a sunflower blossoming with a rich dark green backdrop, showcasing nature's beauty.

İşte bu sebeple Karagöz, kültürümüzde sadece bir güldürü ve eğlence unsuru değil, kurguladığı hayal perdesiyle bir "ibret perdesi" olmuştur. Onun deyişleri, insanın geçiciliğine ve Allah Teâlâ’nın birliğine (vahdete) işaret etmiştir. Bir başka arif şairin gönül penceresinden süzülenler de bu hakikati şöyle dile getirmiştir:

“Vahdet ü kesret nedür gösterdi Şeyh Küşterî[2]
Birriyâ seyr it hayâl-i zılli andan ibret al!”

(Birrî Mehmed Dede)

Yani:

“Şeyh Küşterî, birlik (vahdet) ve çokluğun (kesret) ne olduğunu bize gösterdi,
Ey Birrî, sen de o gölge oyununu seyret de ondan ibret al!”

Karagöz oyununun pîri kabul edilen Şeyh Küşterî, bu oyunu kurarken en temel gayesi, "vahdet" ve "kesret" mefhumlarını somutlaştırmaktır. Perdeye yansıyan tasvir, "kesreti", yani bu çokluk alemini temsil eder. "Vahdet" ise perdenin ardındaki yegâne sanatkâr, o suretlere can veren el-Hayy, bütün varlığın sahibi olan Allah Teâlâ’dır.

İbret nazarıyla bakabilen için bu perde dahi, kâinatın sırrını fısıldamaya kâfidir!


[1] Eğerçi: Her ne kadar, Bâzîçe: Oyun, Sûr-geh: Düğün evi, Eğlence ve cümbüş yeri., Hayâl-i zıl: Gölge oyunu, hakâyık-bîne: Hakîkatleri gören, Cây: Yer, mahal, mevki.

[2] Şeyh Küşterî: Karagöz oyununun kurucusu olarak kabul edilen kimsedir.

Scroll to Top