Yıllardır hasretle beklediğim beldeye vardığımda, içimi derin bir huzur kaplamıştı. Ne gündüzün yakıcı sıcağı ne de insanların kalabalığı beni rahatsız ediyordu. İlk kez gördüğüm bu mekân, etrafımda her dilden insan olmasına rağmen bana yabancı gelmiyor, adeta kendi evimdeymişim gibi bir güven hissi uyandırıyordu. Mescidin geniş avlusuna adım attığımda, her namaz vaktinde devasa kapıların önünde kalabalıklar oluşuyor, dışarıda kalanlar ise göğe yükselen geniş şemsiyelerin altında saf saf dizilerek namaza hazırlanıyordu. Burası sadece bir mescit değil, kalpleri birleştiren ve ruhu sükûnetle dolduran manevî bir sığınak gibiydi. Oraya her gidişimde bu manzaralara şahit oluyor, kalbim saygı ve sevgiyle doluyordu.
Bu beldeye gelmeden önce İslâm tarihi hakkında belirli bir bilgi birikimine sahip olsam da şahit olduklarım karşısında hayranlığım ve merakım daha da artıyor, keşfetmeye devam ediyordum.
İslâm tarihinde bir dönüm noktası olan Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye hicretinin ardından inşa edilen Mescid-i Nebevî, bizzat Peygamberimiz tarafından yaptırılmış ve Medine’deki bütün faaliyetlerin merkezinde yer almıştır. Bu yönüyle, sonraki dönemlerde kurulan mescit ve camiler için de büyük bir örnek teşkil etmiştir. “Tdv İslam Ansiklopedisi”
Peygamberimiz tarafından başlatılan eğitim ve öğretim faaliyetlerinin artarak devam ettiği bu mescit, Medine’nin en önemli ilim ve kültür merkezi olmuş; tarih boyunca da özellikle dinî ilimler alanında bütün İslâm dünyası için öncü bir merkez olma özelliğini sürdürmüştür.
Peygamberimizin (sav) bu bilinçle inşa ettirdiği Mescid-i Nebevî’nin çok yönlü oluşu mescitlere ve camilere bakış açımızın da aynı bilinç ve farkındalıkla şekillenmesi gerektiğini bizlere öğretmektedir. Mescidi Nebevi de yetişen ömrünü İslam’a adamış sahabeleri de unutmamak gerekir. Onlar, öğrendikleri ilmi, hayatlarına geçirerek insanları İslam’a davet etmiş ve İslâm’ı diri tutmuşlardır.

Kur’an-ı Kerim’de buyurulduğu üzere “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun” bilinciyle cami ve mescitleri bu temel üzerine inşa etmişlerdir. “Diyanet İşleri Meali (Al-i İmran 104. Ayet)”
Peygamberimizin, “Ashâbım gökteki yıldızlar gibidir; hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz.” sözü bu bilincin önemini açıkça ortaya koymuştur. Sahabeler, öğrendiklerini sadece bilgi olarak taşımamış, içselleştirerek yaşayışlarına yansıtmışlardır. Bu yönleriyle bizler için İslâm’ı öğrenmede ve hayatımıza aktarmada en güzel örnekliği teşkil etmişlerdir.
Sahabeler öğrendikleri ilimle amel ederek İslam dininin yaşanıldığı bu mekânları canlı ve diri tutmuştur. Günümüzde de İslam’ı temsil eden mekânlarımızı nasıl değerlendirmemiz gerektiği konusunda bizlere öncü olmuşlardır.
Günümüzdeki mescit ve camilerin, yalnızca belirli vakitlerde uğranılan mekânlara dönüşmesi, onları asıl amaçlarından ve ruhlarından uzaklaştıracaktır. Oysa Peygamberimizin inşa ettirdiği Mescid-i Nebevî, sadece ibadet edilen bir mekân değil; toplumu iyiliğe çağıran kötülükten uzaklaştıran, ümmet bilincini diri tutan eğitim, davet ve tebliğ merkezi olmuştur.
Mescid-i Nebeviden günümüze uzanan bir köprü kurduğumuzda evlerimiz de mescitlere dönüşecektir.
İslam’ı hayatlarımıza geçirmeyi ihmal etmediğimiz müddetçe, gelecek nesillerin ihyasına da vesile olmuş olacağız. Böylelikle Mescid-i Nebevî’yi ziyaret edişim, bu mekâna duyduğum muhabbet ile ilmî birikimimi bir çatı altında toplayarak, mescitlerin yalnızca ibadet edilen yerler değil, hayatı inşa eden davet ve eğitim merkezleri olması gerektiği düşüncesi bende bilinç ve farkındalık oluşturmuştur.
*Beyza Arslan | Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 4. Sınıf Öğrencisi
